Wednesday, July 27, 2005

dülger balığına yazılı teşekkür

becermek istemediğim bir cinayetin ardından fazla dayanamıyor,
kendimi seviyorum. nedenlerim var ama:

dün gece dülger balığı rüyama girdi ve bana orhan abimizin yahut babamızın o en güzel şarkılarından birini söyledi. allahın sevgili ve dahi hatalı kulu fatih akının filmindeki canlı kayıt kadar mükemmel değildi tabiki.
işini büyük ciddiyet ve saygıyla yapan delikanlı çalgıcılar yoktu, orhan abi de yoktu, 'sen' de yoktun hatta.
ama şarkı vardı, dülger balığı vardı ve bir de ben vardım:

Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni
Dermansız dert olmaz, dermana sal beni
Kaybettim kendimi, ne olur bul beni
Yoruldum halim yok, sen gel de al beni.

Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
Sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
Sev beni...

Bu feryat, bu hasret, öldürür aşk beni
Uzaktan olsa da, razıyım sev beni
Razıyım sev beni...

Ümitsiz yaşanmaz, sevmemek elde mi
Can demek, sen demek, gel de gör bende mi
Sözümde sitem var, kalpte mi dilde mi
Tez elden haber ver, o gönlün elde mi

Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
Sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
Sev beni...


insan bazen kendinden uzağa düşse de sevebilmeli kendini.
dedi bana.

teşekkür ederim dedim ben de,
unuttum bile dedi.

unuttu.

Tuesday, July 19, 2005

dülger balığının ebedi ölümü

ne zamandır anlatıyorum size biliyorum. bunun bitişini de tasarlamamıştım. çünkü dülger balığını anlatmak hayatı anlatmakla aynıydı benim için. insan çektiği acının büyüklüğü kadar olgunlaşır değil mi?

dülger balığını anlatmak benim hayatımın bir parçası olmuştu çoğu zaman.

çektiğim acıyı arttırmak ve daha çok olgunlaşabilmek için hayatımın bütün mavilerini yaşatan bu parçasını artık noktalamam gerekiyor. beceremediğim pek çok şeyin yanına bir tanesini daha eklememeyi umarak bu cinayeti işliyorum şimdi.

tüm mavilerimi öldürüyorum.

teslim olacağım bir adaletim bile yok.




.......................

dülgerciğim beni affet. bi hata işledim. bilemem telafisi nasıl olur. keske burda olsan. sana bile dokundu ucu işlediğim hatanın. senin varlığına, kendi varlığıma ve dünyanın varlığına olan inancını zedeledim bu hatayla tüm insanların.

dülgerciğim bir anda
"bambaşka bir insan oldum. bambaşka bir şirin...."
"ben yokum artık. yalnız..."

nazım duysa kızardı. vallahi de kızardı, küserdi bana. nasıl insansın sen, derdi. haketmezdi insanlığım sözlerini:

"senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.yıldızlar ve senin kafan kainatın en mükemmel şeyidir."

dülgerciğim ağlamak çözüm olamaz hiçbir zaman ama rahatlatır insanı. bu defa ağlamak bile yasak bana.

özür dilerim.

bilirim hemen unutursun.

gene de özür dilerim.

ben yokum artık.



Monday, July 18, 2005

dulger balığını anlamak

hepiniz bilirsiniz, insanlar konuşa konuşa hayvanlar da koklaşa koklaşa anlaşırlar. bu koklaşan hayvanlar da aynı türden hayvanlar oluyor tabiki. yani bir önceki yazıma bakarak, dülger balığı ve mavi kuş koklaşarak mı anlaşıyorlardı, diye bir çıpıda düşünüverenlere cevap vereyim hemen. tabiki hayır.

peki nasıl?

üstelik biri diğerini sürekli unuturken. diğerinin de çok zeki olmadığını söylememe gerek yok tabiki. bunu bir aşağılama olarak almayın lütfen. ben de çok zeki olduğumu iddia etmiyorum ki.

dülger balığı ve mavi kuşun anlaşma biçimi evrendeki tüm türlerin bir şekilde anlaşması yahut anlaşamamasına bir minik örnektir aslında. bir insanla bir dülger balığının, bir kedi ile bir böceğin, hatta cansız varlıkları da ekleyeyim, bir fare ile bir bulutun anlaşması hep aynı biçimde gerçekleşir.

bunu şimdilik bir bilmece olarak bırakıyorum.

sadece bir ipucu:dülger balığı ve mavi kuşun anlaşmaları bir sır üzerine kuruluydu, yaşamakla içiçe bir sır.

dülger balığını anlamak zor. bugüne kadar onu anlayabilenlerin mutlak bahsettiğim sırla da ilgili bir fikirleri var.

şşşşş.......

Sunday, July 17, 2005

8 temmuz 2005, mavi kuş ve dulger balığı

dülger balığı mavi bir kuş tanıdı, her daim sarhoş. bunu herkese anlatmak istedi ama unuttu. bülent abi bu unutuşu duydu ve yalnızlığa dayanamayan şık latifeden yıllar sonra bir şarkı söyledi. dulger balığının ağzından.

Mavi kuş

Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış,
Onun için hiç yüz vermiyor
Oysa güzel şarkıları vardı
Yıldızlara ve denizlere
Ama söylemiyor ki bizlere, susuyor
Suç işlemiş eller gibi
Perondaki boş trenler gibi
Ucu görülmeyen tüneller gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş

Saksağanın şakası sandılar
Muhabbet kuşları ve papağanlar
Belki de arkadaşındırlar
Kargalar gibi karaladılar
Kırlangıçlar ve serçeler
Bize biraz yalan söylediler
Çok saftık
Zararsız küçük yalanlar gibi
Yağmurdan kaçanlar gibi
Bütün vapurları kaçıranlar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş

Mavi kuş sanki bir düş
Kaşla göz arasında
Geceyle gündüz ortasında
Sokaklar bile sokaklara kesişir
Gölgeler ki güneşe bağlı
Biz ikimiz de öyleyiz ama bilmeyiz
Ağıramamış aydınlıklar gibi
Kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
Hiç sevişmemiş insancıklar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş

Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış...


dülger balığı ve mavi kuş havaya suya inat, dosttular.



Thursday, July 07, 2005

dülger balığı ve siz

bir bilmecem var çocuklar
çayda kahvaltıda yenir
bisküvi denince akla
hemen onun adı gelir

*

komşu komşu huuu
oğlun geldi mi
ne getirdi
kime kime
daha kime
karakedi nerde
agaç nerde
balta nerde
su nerde
inek nerde
dağ nerde

ben küçükken arkadaşlarımla söylerdik hepimizin bildiği bu reklam şarkısını ve tekerlemeyi. (tekerleme değil de....?) mutlaka siz de yapmışsınızdır. güncelliğini koruyan bu harika oyunu yıllardır oynarım ben. hala oynuyorum.

bi’ dulger balığıyla,

bi’ de sizinle.

Wednesday, July 06, 2005

dülger balığı mı burcu'dan çıktı, burcu mu dülger balığından ?

bu pazar sabahı, her pazar sabahı gibi-hatta öğlen demeli- önce sıkıcı sanılacak, sonradansa huzur dolunacak kadar sıradan. burnumuzun dibindeki karşı dairenin açık balkon kapısından ve burdan duyamadığım daha pek çok kapıdan içimi mutluluk dolduran şenşakrak bir ses geliyor. bir insan, herhangi bir, şekerini attıktan sonra çayına, çay kaşığını şıngırdata şıngırdata karıştırıyor çayla şekeri, acıyla tatlıyı, bedenle ruhu. maddeyle maneviyatı. ‘sen’le ‘ben’i. çayda çözünen şeker dünya üzerinde bir insan kadar sıradanlaşıyor, görünüşte yok oluyor belki ama hepiniz biliyorsunuz ki ağzınızı tatlandırışıyla duruyor orda. karışırken çıkardığı ses bardakla çay kaşığının, az sonra tadılacak huzurun neşeli çığırtkanları. sahurdan evvel geçen ramazan davulcusu misali.
bu hayat dolu merasim sırasında belki güzel bir şarkı duyuluyor ilkelliğinize inat dvd çalardan. belki yalnız başına çayını yudumlayanların gözleri doluyor ‘gene de mutluluktan’.

benim balığım, balık dostum, dülger dostum şimdi hayatta olmasa bile içime dolan bu yaşamak duygusunda sonsuz hayatının sıradan bir pazar sabahını yaşıyor. belki güneyde 26 derecelik sıcak denizlerde, belki bu tarafların daha serin daha pis sularında kuyruğunu sallıyor, suda süzülüyor havada süzülür gibi.onun içinde ise hiç tarif etmediği bir yaşamak içgüdüsü var şimdi ve ben de bu iç güdüde yaşıyorum sonlu hayatımı. ölümlü hislerim bu tarif edişte ölümsüzleşiyor sanki, ben öldükten sonra kullanılmadığı için kapatılacak olan sayfam kapatılana dek. içimdeki sonsuz yalnızlık duygusundan sıyrılıyorum azıcık ve yudumluyorm çayımı, dülger dostum aklımda.

hayali bir arkadaşı olan küçük bir çocuk değilim artık. çocukken de olmadım zaten.

ve oldum olası kekremsi buldum şekersiz çayın tadını.