Wednesday, December 21, 2005

dülger balığı ve kesişim kümemiz

eve çıkacagım seneydi sanırım. beş yıl once yahut altı. dülger balığına benimle eve çıkmasını teklif ettim. dedim ki:

dülgerciğim gel birlikte eve çıkalım, deprem olursa birlikte ölürüz. hem ben sana kocaman bi' akvaryum alırım,istediğin kadar gezersin; ısıtıcı alırım hiç üşümezsin, daha ne istersen...

dülger balığı her zamanki bilgeliğiyle sakin sakin durdu biraz, ve:

şekerim burcu, seni kırmak istemem ama kocaman bir akvaryum ve ısıtıcı sence yeterli mi benim mutlu yaşamam için?

tam sözünü kesecek oldum,

lütfen ısrar etme. ben sana, gel okyanusta sana güzel bir ev yapalım, içine de kalorifer takalım desem ne dersin?

ama dülgerciğim benim yaşayabilmem için hava gerekli, halbuki sen benimle eve çıkarsan gene suda yaşayabileceksin.

dülger balığı hiç ummadığım bir şey yaptı, birden şarkı soylemeye başladı:

...I must love what I destroy and destroy the thing I love...

.......

Monday, December 12, 2005

bu gerçek bir hikaye: dülger balığı oltanın atıldığı yere gitti, yüreğinin götürdüğü yere değil!!

There’s a moon over bourbon street tonight
I see faces as they pass beneath the pale lamplight
I’ve no choice but to follow that call
The bright lights, the people, and the moon and all
I pray everyday to be strong
For I know what I do must be wrong
Oh you’ll never see my shade or hear the sound of my feet
While there’s a moon over bourbon street

It was many years ago that I became what I am
I was trapped in this life like an innocent lamb
Now I can only show my face at noon
And you’ll only see me walking by the light of the moon
The brim of my hat hides the eye of a beast
I’ve the face of a sinner but the hands of a priest
Oh you’ll never see my shade or hear the sound of my feet
While there’s a moon over bourbon street

She walks everyday through the streets of new orleans
She’s innocent and young from a family of means
I have stood many times outside her window at night
To struggle with my instinct in the pale moon light
How could I be this way when I pray to God above
I must love what I destroy and destroy the thing I love
Oh you’ll never see my shade or hear the sound of my feet
While there’s a moon over bourbon street

bunun dülger balığıyla ne alakası var derseniz, yoktur diyebilirim ancak. o yüzden lütfen demeyin.

sırf ille de herşeyin birşeyle alakası olmasi gerektiğini düşündüğünüz için yazıyorum, dramatik olsun diye değil:

belki bir gece böyle ay vardı okyanusta, dülgercik içinden gelen sesi dinlemek istemişti ve hergun dua etmisti güçlü olmak için, ortaçağ müzikleri çalınmış mıydı kulağına bilmem, içinde bişeyler çatışmıştı, gidip gelmişti, gidip gelmişti.....


mahvettigimiz şeyi sevmesek, sevdiğimizi de mahvetmesek olmaz mı?

Monday, December 05, 2005

dülger balığı ve sonsuz güneş

dülger balığı burnunu heryere sokmaya pek meraklıydı. ama burda mecaz anlamıyla degil gerçek anlamıyla kullanıyorum sözcükleri:

dülger balığı burnunu gerçekten biyere sokmaya bayılırdı. dolaşırken mesela sıradan bir günde,

suya giden bir adam mesela omzunu eğri tutsa,
güneş, su ve adamın omzundaki eğrilik senindir

diye mırıldanırken ya da mesela,
karşısına bir yosun yığını çıkarsa hemen daldırırdı burnunu, artık merakından mı bilinmez. ama ben oyle olduğunu düşünüyorum. hergün yeni baştan tanıdığı dünyaya olan merakından. tabi hikayeyi yazan kişi olarak insiyatif kullanıp direk meraktan diyebilirdim, ama demedim. insan dürüst olmalı öyle değil mi? ve bu bir hikaye de olmayabilir tabi.

evet, dülger balığı ilk defa gördüğü her yere burnunu sokmaya bayılıyordu.

en son bir çizikten içeri sokarken görmüşlerdi burnunu.
bu defa kullanıyorum: ve o çizikti sevgili balığımı kendi dünyasından çıkarıp dünyamıza getiren. acaba bilseydi bu çiziğin onu yutacağını yine de merak eder miydi?

bir film vardı, izlenmelidir bu durumu anlamak için. burda da insiyatifimi kullanabilir, filmi anlatabilirdim. ama kullanmıyor, size bırakıyorum izleyip izlememeyi, burnunuzu sokup sokmamayı:

lekesiz aklın sonsuz güneşi, ki türkçesidir,

eternal sunshine of the spotless mind'ın.