Saturday, May 28, 2005

dülger balığı geceleri n’apardı?

kalabalık bir cadde. insan trafiği. akıyor. insanlar. birbirlerine sürtünerek yürüyorlar.süzülmüyor yahut yüzmüyorlar. heryer insan. heryer araba. heryer bina. beton.beton.gündüzleri en azından bir damlacık gördüğümüz gökyüzü geceleri yok. yokun derecesi olmaz ama içimden demek geliyor yine de:geceleri hiç yok. gece daha bir dar sokaklar, evler,odalar. iki gözüm görürken bana dapdar gelen bu gökyüzü sokakta rastladığım tek gözü gören bir kediye naslı geliyordur acaba?( bu son cümleyi okuduğumda bütün bu karamsarlığım içinde yine de kediye “tek gözü kör” yerine farkında olmadan “tek gözü gören” dediğim için memnun oldum.) belden aşağısı tutmayan bir insana ruhunun sıkıştığı beden nasıl dar gelirse...hayır, bana bu kadar dar gelen bir yer yok henüz. şanslıyım.

dülger balığı için de gece bu kadar dar mıydı?

o bir kuştan farksızdı özgürlük konusunda. hep uçmakla özdeşleştirdiğimiz özgürlük aslında yüzmekle de özdeş. bir balık gibi. dülger balığı gibi. dülger balığı ilk doğduğu gün saat sabahın 7siydi. koskoca denize bırakılıveriş hüznünü denizin masmavi olmasıyla bastırabildi biraz. sonra zaman geçti. balık yüzdü. zaman geçti. balık yüzdü. zaman geçti ve masmavi sular büyüklüğünden de büyük bir karanlığa boğuluverdi. karanlık büyüdü, mavilik yokoldu. dülger balığı ilk kez yumurtadaki karanlıktan büyük bir karanlık gördü. önce kocaman bir balığın midesinde olduğunu düşündü. halbuki biz olsak öldüğümüzü düşünürdük. ölmek de neyse?!yüzdü, yüzdü ama sonuna varamadı evreninin. sonra sabah oldu. heryer gene masmavi. dülger balığı çılgına döndüğü bu ilk gece boyunca düşlediği maviliğe kavuşunca dayanamadı, aşık oldu. maviye.onu çaresiz bırakan karanlığı, o koskocaman karanlığı hiç sevemedi dülger balığı.her gece ayrılıp her sabah kavuşmak başlangıçta zor geldi. aşık dülgercik daralıyordu bu tanımak istemediği boşlukta. artık buna bir çözüm bulmak gerekiyordu ve o da buldu.o günden sonra dülger balığı geceleri uyudu. ve rüyasında her gece maviliği gördü.
dülger balığı ve ben aynı düşe aşık olmuşuz.

Friday, May 20, 2005

what dulger baligi wants?

dulger baligi ne istemisti hayattan ya da birsey isteyebilmis miydi?
istemek insanin en temel gudulerinden biri. ya da ozellik demeliyim. neyse buna bir ad veremeyisim kelime dagarcigimin darligindan. insan kendini bildi bileli biseyler istemeye balsadi. gokturklerin minik yavrusu bile (adi neydi?) o gencecik yasinda "at, et ve avrat" mi ne dilemisti o meshur efsaneye gore. lakin gordugunuz gibi efsanenin meshurlugu benim hafizamin meshurlugunun yaninda solda sifir. bugun konuyu surekli dagitma egilimindeyim. siz bana bakmayin, 2 cumle geriden devam edin. ...misti.evet insan evladi hemen diledi ve diledikleri oldukca daha da cok diledi. et istedik, oldu, sonra su istedik oldu, sonra ev istedik, oldu, sonra tarla, toprak, kurban, kan, vatan, insan......istedik de istedik. vahsice demek geldi icimden de vahsilik istemede degil, istediklerimizi edinme bicimimizde oldu hep.
dulger baligi ne istedi kismina gelelim. unutmayi istedi mi, yahut yasamayi, et, su, deniz...istedi mi? dulger baligi sifir bilinc duzeyinde istemeyi de bilmedi hic. istemeyi ve almayi. hatta istememeyi de. acikti ama istemedi. hele sahip olmayi hiiic istemedi. (bu sahip olma meselesine daha derin yaklasacagim sonra).dulger baligi istekleri ile dolu olmayan hayatinda huzur ve mutluluk icinde yasadi. refah yoktu onun icin cunku refahi olusturacak sartlar yoktu. hicbirsey zor ya da kolay degildi onun icin.
isteklerimize ulastigimiz andaki o kisa sureli tatmin duygusunu yasamadigi gibi ardindan gelen daha cok isteyip de ulasamama duygusunu da yasamadi. dulger baligi cok sansliydi. uykusunu kaciracak istekleri olmadigi icin. bazen ona ozendigim gibi simdi de ozendigim anlasilacak bu yazidan. ama bu sefer oyle degil.
bunu baglayacagim noktayi anlamli bulur musunuz bilemem ama ben gene de bagliyorum iste:
dulger baligi hayatinda hic doya doya sevisemedi.

Monday, May 16, 2005

dulger baliginin doğumu

gelelim dülger balığının doğum gününeeeeee.

dülgerciğim için bu da hayatın anlamsız ve de önemsiz durumlarından biriydi. dülger balığı kendiyle birlikte doğan bir sürü dulger balıkçıklarıyla aynı dogum gününe sahip olduğundan onun için pek de önemli birgün değildi doğduğu gün. neticede o gun etrafındaki herkesi için dogum günü olduğundan bunun kutlanacak bir orjinalliği yoktu.

diyeceğimi sananlar yanılırlar.

tersine doğum günü tüm dülger balıkları hatta tüm diğer balıklar için çok önemli bir gündür.ama bizimkinin tersine neşeli kutlamalar yapılacak bir gün değildir. çünkü birbirini o doğum anıyla birlikte kaybetmis yüzlerce balıkçık için o üzücü gün koccaman bir okyanusta yapayalnız kalışlarının başlangıcıdır. minicik yumurtlalarının içinde yalnızlık hiç o kadar korkutmamıştır balıkçıkları. güvenli kabuklarindan koptukları o gün onlarda hafızalarını da kaybettiren bir travma etkisi yapar. ve bir kat daha yalnızlaşırlar.

belki acıklı gelebilir insana bu ilk bakışta. evet, öyledir de.ama dülgercik bu acıyı sadece o an yaşamış, bir daha hiiiiç hatırlamamıştır. insanoğlunda bulunan zamanla unutma yeteneği onlarda doğuştan unutma şeklinde görülür çünkü.

işte bu elim günde bizim dülger balığı aynı anda doğduğu tüm dülger balıkları, yani kardeşleri, ile doğum yerinde buluşur her sene. o günü bildiğinden değil, hisstettiğinden.

Sunday, May 08, 2005

dülger balığıyla sahilde gezebilme ihtimalim

dülger baligiyla sahilde bir gezinti yapmak isterdim.
birgün ona, bugün emirgana gidelim mi ne dersin, dedigimde bana şöyle bir baktı ve:
birgün seninle emirgana geleceğim ama bugün değil, dedi.bunu o kadar sert ve hükmedici bir sesle söylemişti ki ona nedenini bile soramamıştım. sonraları zaman zaman ona tekrar bu teklifi yapmak geçti içimden ama bunu ondan bekledim. o gun malesef gelemedi. simdi ne zaman emirgana gitsem yahut rumeli hisarına o geliyor aklıma. bu sahillere her gidişim yakın arkadaşlarımla olur. emirgan, bebek, rumeli hisarı ve karşı yakada onları karşılayan beylerbeyi ve çengelköy güneşli ve ılık, bazen de sıcak sandığımız ama bizi serinle karşılayan, günlerin semtleridir .çoğunlukla da günlerden pazardır. insanın, benim, o mesafeleri katetmeye değdiğini düşündüğü dostlarıyla geçirdiği sıcak, huzurlu ve mutluluk dolu pazar günlerinin semtleri. bugün gene öyle birgündü. emirganda az biraz üşüyerek çay içerken, içimden yanımdaki arkadaşıma söylediğim bazı cümleleri seslendirmeye değmeyeceğini düşünüp susuyordum. havadan sudan cümlelerdi bunlar ve o zaman bana gereksiz geliyordu. halbuki az sonra arkadaşımın bana başka biçimlerde söylediği bu cümleleri duydukça dülger balığına havadan sudan bahsetmenin bizim için ne kadar önemli olduğunu yazdığım geldi aklıma. sonra dülger balığının o gün neden o kadar sert ve kesin bir biçimde teklifimi reddettiğini düşündüm. hayat bazen insanın karşısına garip tesadüfler çıkarır ya, işte tam o anda da öyle oldu. karşı yakayı bütünüyle arkasında bırakan devasa yük gemisi sadece beni, arkadaşımı değil, hayrette bırakacak bir biçimde kayıp gidiyordu. karşının güzelim yeşilliğini arkasında bırakırken ben büyük bir bencillikle kızıyordum ona. ve korkuyordum ondan. oysa bu insan yapımı dev yaratık dülger balığının masmavi gökyüzünü ve su yüzünü kısa bir süre için de olsa kapkara ediyordu. gökyüzünden geçen her parçalı bulutun benim içimi karartması gibi o da dülgerciğimin içini karartıyordu. üstelik ben keşke araba sesi de olmasa diye düşünürken o canavarın sesini duymuyordum bile.
gökyüzü yılın en azından dört ayı pek de kara bulutlara bürünmüyor şehr-i istanbulumuzda. ama bu yük gemileri yıllardır yaz kış dinlemeden artık yaşamayan dülger balığının dünyasını hergün karartmaya devam ediyor. bıraktığı zehir de cabası.

keşke hayatta olsaydı da ondan özür dileyebilseydim. hep kendimi düşündüğüm için.

Thursday, May 05, 2005

sevgili dülger balığı

sevgili dülger balığı
gunlerdir seni düşünüyorum. ne alemdesin daha dogrusu hangi alemdesin bilmiyorum. ama aklımda olsan bile bizim alemde olmadığın kesin. ben burda seninle ilgili atıp tutarken sen beni izliyorsun belki. yahut umrunda bile olmayabilirim. sonuçta benim bu “dulger balığı” diye anlatıp durduğum balığın sen olduğunu bilmiyorsun.
canım dulger balığı, buralarda hava ılımakla birlikte az önce tatlı bir yağmur serpiştirmeye başladı. umarım sabah uyandığımda da aynı tatlılıkta olur gokyuzu. mevsimi neden bu kadar önemsediğimi anlayamıyorsun muhtemelen. biz bu alemde sohbete hava ve suyla başlıyoruz.
meraba, naber?
iyidir senden?
e iyi işte, baksana hava ne guzel.
evet evet dun bozduydu ama bugun gene yaz geldi.
biliyor musun yarın sabah 10 gibi sular kesilecekmiş. 40 saatliğine.
aaa ciddi misin?kovaları doldurmak lazım.
belki duymuşsundur havadan sudan konuşmak deyimini. dediler ki londrada güneş çok nadir açarmış. guneşin azıcık yüzünü gösterdiği o nadir günlerde de insanlar parklara bahçelere dolar enerji patlaması yaşarlarmış. tamam biz de doluşuyoruz mesire yerlerine ama onlar bir acayip oluyorlarmış.
hava halimizi tavrımızı bu kadar etkiliyor işte.
denizde durum nasıldı?mevsimler, güneş?bu aklıma yeni geldi. halbuki geçenlerde yağmurla ve seninle ilgili atıp tutmuştum gene.
benim nasıl olduğumu hiç sormuyorsun. ben de adetten olduğu üzere şöyle diyebilirim:beni sorarsan iyiyim. bugün mesaiye kaldım ama zevk mesaisine. kendime çalıştım anlayacağın. hani bir hayalim var bahsetmiştim, onunla ilgili işte. bir dde dün o bahsettiğim 40 saatlik su kesintisi bitti de guzel bir banyo yaptım. sen anlayamazsın bu duyguyu o yüzden hiç uğraşmayayım anlatmaya.aaa bak şimdi farkediyorum, yoksa siz de hep sudan mı bahsediyorsunuz?
dülgerciğim, adının anlamı demircilikle alakalı bir şey miydi senin?dülgercilik diye birşey var mıydı?ayy, bunu hemen öğrenmeliyim. düşünsene orda burda dülgerin ne olduğunu bilmediğim ortaya çıkarsa rezil olurum. sana rezil oldum zaten, o ayrı. insan adına çekermiş. balıklar da öyle mi diyesim geliyor ama biliyorum değil. çünkü kadının adı olmadığı gibi dülgerin de adı yok.
ben adıma çekiş miyim bilmiyorum. bi keresinde bi arkadaşım benimle ilgili bir hikaye yazmış, orda adımdan ve adıma çekip çekmediğimden bahsetmişti. zaman zaman benimle ilgili insani ve güzel şeyler söylenmiş bu hikayeyi okyuroum. canım sıkıldıkça. bir kısmının da kurgu olduğunu biliyorum ama olsun, gene de iyi hisstettirebiliyor. bu bencillik, bu kibir nasıl bir duygudur onu da anlayamazsın. kimse senden bahsedemiyor çünkü.
neyse dülgerim. lafı çok uzattım. en kısa zamanda senden haber almayı umuyorum. yoksa nasıl atıp tutmaya devam edebilirim ki?nasıl olduğunu mutlaka bildir bana.
seni seviyor ve özlüyorum. sonsuz hayatında mutluluklar...
burcun